Türkçede Rumca ve Yunanca Alıntılar Üzerine -THE HELLENIC ROMAN AND IONIAN WORDS IN TURKISH LANGUAGE (1)


Batı dillerinde İng. Greek, Fr. Grec, Alm. griechische, Rus. грек biçiminde adlandırılan Yunan dilini ve kültürünü, Türkçede Yunan ve Yunanca terimleri ile karşılamaktayız.
Türkçenin eski sözlüklerinden birini yazan Meninski bu yunan terimini şöyle kaydetmektedir: “jūnān. Jonas. Gens Græcorum, Græcia, ab jūn filio Japhet…” (Meninski s. 5639).
J. Redhouse da yunan terimini “1. İyonyalı Greklerin atalarının adı; 2. İyonyalılar; Elen milleti” biçiminde karşılamıştır (Redhosue, s.2221).
Şemseddin Sami Bey ise Kâmûs-ı Türkî içinde yunan teriminin eski yer adı İonia’dan bozulmuş bir biçim olduğunu belirterek bu bilgiyi doğrulamaktadır. Onun tespitine göre Yunanistan adı da bir galattır (Sami, s. 1570).
Arapça al-yūnān terimi “Yunanlı” ve “Yunanistan” anlamında iken yūnāniya ise “Yunanlılık” ve “Yunanca” anlamında kullanılmaktadır (Wehr, s. 1110).
Farsçanın büyük sözlüğü Steingass’da yunan terimi hem “İonia” hem “Yunanistan” anlamlarıyla karşılanmıştır. Onun kaydına göre bu söz, Yafes’in oğlu Yun veya Yawan adından gelmektedir. [ from yun or yawan, son of Japhet; name of a village near Baalbec; also of one between Barda’ah and Bılqan] (Steingass, s.1538).
Böylece Türkçedeki yunan adlandırmasının bu Doğu dillerinden geldiğini kabul edebiliriz. Nitekim Franz Babinger de İslam Ansiklopedisi için çevrilen Rum maddesi içinde, yūnāniyān teriminin “İyonyalılar” anlamından yayılan ve eski Helenler için kullanılan bir terim olduğunu belirtmektedir (Babinger, s.766).
Türkçede İyonya ve İyonyalılar ile karışık haldeki bu yunan adlandırmasının yanı sıra çok daha yaygın ve kapsamlı olan bir de rum adlandırması vardır.

Rum terimi aslen Romanoi veya Bizanslıların kendilerine verdikleri Romania adından gelişmiş siyasi ve coğrafi bir adlandırmadır. Siyasi egemenliği ve onun coğrafyasını kapsayan bu terim, Anadolu’daki egemenlik Bizans’tan Türklere geçince Türk egemenliğini de adlandırır hale gelmiştir: Selçukiyye-i Rum “Rum (Anadolu) Selçukluluğu”. Bu alan Farsça, Arapça ve Türkçe eserlerde Bilâdü’r-Rum, Memleketü’r-Rum, Diyar-ı Rum, Kişver-i Rum biçimlerinde anılmıştır (Parmaksızoğlu, s.456).
İlkin bir yer adı gibi yayılan Rum teriminin nasıl giderek Anadolu’daki Türk (Selçuklu ve özellikle Osmanlı) egemenliğinin adı haline geldiği ve sınırlandırılmış bir kimlik biçiminde kullanıldığı hakkında bir süre önce özel bir kaynak yayımlandı: Salih Özbaran, Bir Osmanlı Kimliği, 14-17. Yüzyıllarda Rûm / Rûmî Aidiyet ve İmgeleri (İstanbul, 2004: “Kitap Yayınevi” 159).
Prof. Dr. S. Özbaran’ın bu monografisinde ayrıntılarıyla belirttiği Rûm / Rûmî kimliği, özellikle Osmanlıların yükselmeye başladığı dönemde emperyal bir hal almış merkezi kimliktir. Osmanlılarla aynı dini paylaşan Arap ve İran dünyalarına karşı Fırat ve Dicle’nin batısına doğru uzayan Rumî coğrafyanın merkezi kimliği olan bu Rûmîlik, siyasi bir varlık olarak Bizansı ortadan kaldıran Sultan Mehmed’den, evrensel hakimiyet fikrine dayanan Kanuni Sultan Süleyman’a kadar da hep geçerli olmuştur (bk. Özbaran, s. 121).
İmparatorluğun üst kimliğinde benimsenen böylesi bir öz adlandırma (subjektif etnonim) Rum teriminin geniş anlamını oluşturmuş ve XIX. yüzyılda Anadolu teriminin coğrafi olarak, Türk teriminin de siyasi olarak yayılmasıyla eski yaygınlığını yitirmiştir.
Bunun yanı sıra Rum teriminin bir de dar anlamda, Yunanlaşmış bütün eski Anadolu ve Balkanlar kavimleri için kullanımı da söz konusudur. Yeni Yunancayı (Pομεικά / Romeika = Rumca) konuşma dili olarak kullanan ve Ortodoks mezhebine bağlı Osmanlı teb’asına verilen Rum adı, Türkçe konuşan ve Türk asıllı olan Karamanlılara (Karaman Rumları) da verilmiştir. Osmanlı Devletinin tarihi boyunca çok değer verdiği bu Rum topluluğundan on kadar Veziri Azam çıkmış ve üst düzey  yöneticiler arasında epeyce Rum asıllı devlet adamı bulunmuştur (Parmaksızoğlu, s. 456).
XIX. yüzyıla kadar süren bu eski Türk-Rum ilişkisi, özellikle Rus Ortodoks Kilisesinin karışmasıyla başlayan bağımsızlaşma iddiası ile çok sert bir düşmanlığa dönüşmüştür. 1820’lerdeki Yunan isyanı ve soruna büyük devletlerin müdahale etmesinin ardı sıra kurulan Yunanistan Devleti bu eski ilişkiyi bambaşka bir boyuta taşımıştır (bk. Armaoğlu, 165-181). Burada bu ilişkilerin sadece bizi ilgilendiren dil boyutuna odaklanmak istiyoruz.
Böylece, Göktürk-Bizans ilişkilerinin bile var olduğunu bildiğimiz eski dönemleri ayrı tutup hiç değilse Oğuz lehçesi ağırlıklı gelişen Batı Türkçesi’ni sınırlandırırsak Türkçe-Rumca komşuluğunun XI. yüzyıl ortalarından itibaren başladığını kabul edebiliriz (Roux, s. 218-228).
Nitekim dilimizdeki Rumca alıntılardan olan anıxtar “anahtar” (< naoikter), beksimet “peksimet” (<paksimadi) türü birkaç söz Süheyl ü Nevbahar (XIV. yüzyıl) gibi Batı Türkçesinin erken metinlerinde bile görülmeye başlar (Dilçin, s. 586; 591).
Osmanlı edebiyatı içinde XVI. yüzyılda gemicilik dilinin edebî kasideler yazmak için kullanılması da ilgi çekici bir moda yaratmıştır. Agehî’nin başlattığı bu akım, diğer şairlerin nazireler yazmasıyla bir moda halini almış ve bu sayede İtalyanca, Rumca alıntıların epeyce yer tuttuğu bir edebiyat meydana gelmiştir (Tietze-1951 s. 113-138; Tietze-1953, s.501-522).
İşte böylesine tarihsel komşuluk ve iç içe yaşamaktan kaynaklanan kültür alışverişleri sonucunda dilimizde Rumca kökenli alıntı sözler birikimi meydana gelmiştir. Elbette bunun karşılıklı bir ilişki olduğunu söylemek gerekir: Rumcada da doğal olarak Türkçe kökenli çok alıntı vardır. Prof. Dr. Günay Karaağaç’ın henüz yayımlanan Türkçe Verintiler Sözlüğü 3000 kadar Türkçe alıntının Yunancada yaşadığını belirlemektedir (bk. Karaağaç, 2008). Bu, Yunan edebi dili üzerindeki taramalara dayanan bir rakamdır. Türkçenin başat olduğu Anadolu’da bin yıldır birlikte yaşayan Rumcanın ağızları özel olarak incelendiğinde bu sayının artacağını öngörebiliriz.

Şimdi burada Rumca alıntıları örnekleyerek anmak uygun olacak. Türk Dil Kurumu’nun hazırladığı ve Genel Ağ (İnternet) üzerinden de yayımlanan Türkçe Sözlük’te kayıtlı, yani Standart Türkçeden sayacağımız şu denizcilik terimleri Rumca kökenlidir:
abaş; abli; aksona; alamana (alamanata; anafor; anavaşya; apoşi; armuz; aşoz; basarna; bilar; bodoslama; dıramudana; filenk; gerdel; halat; ıskarmoz; kadırga; kalafat; kalamar; katavaşya; kaytan; küpeşte; liman; lomboz; masturi; mendirek; navlun; olta; palamar; permeçe; salta; sandal; sokra; sünger, şamandıra; trata; yoma.
Bu konunun en önde gelen uzmanı olan Andreas Tietze, bu terminolojiyi söyle anmaktadır: “Osmanlılarda Avrupa’ya ait coğrafya bilgisi, Akdeniz sahillerindeki limanlarda konuşulan ve anlaşılan Lingua Franca’ya dayanırdı. Bu beynelmilel gemicilik ve ticaret dili İtalya’nın, İspanya’nın ve Yunanistan’ın diyalektlerine dayanan bir nevi Esperanto idi.” (Tietze-2002 “Abya” s.82).
Türkçedeki botanik terimleri içinde de Rumca alıntılar önemli bir yer tutar. Türkçe Sözlük’te var olan şu bitki adları Rumcadan alıntıdır:
açelya; araka; barbunya; bezelye; biber; defne; demet; domates; enginar; fasulye; fesleğen; fidan; fide; fiğ; filiskin; filiz; funda; gebre; gübre; ıhlamur; ıspanak; kalamata; kantaron; kapari; karnabahar; kavata; kestane; kiraz; köknar; labada; lahana; mantar; marul; mastı; maydanoz; melisa; mersin; muşmula; palamut; papatya; patates; pelin; pırasa; pırnal; pirina; reçine; tirfil; yulaf.
Yine balık ve deniz canlıları başta olmak üzere, Türkçe Sözlük’teki şu hayvan adları Rumca kökenli alıntılardır:
agami; ahtapot; argonot; aterina; barbunya; çağanoz; çamuka; çinakop; çipura; çupra; diplarya; falyanos; fangri; hani; harharyas; ıstakoz; horozbina; ibis; ilarya; iskete; iskorpit; ispinoz; istavrit; istiridye; istrongilos; izmarit; kalemis; kalinis; kalinos; kerevit; karavide; karides; kefal; kangal; kofana; koloridye; kolyoz; kukumav; kupes; lahos; lakerda; lakoz; levrek; lipari; lipsos; lüfer; magri; marya; medüz; mıgri; merlanos; melanurya; midilli; midye; orfoz; orkinos; paçoz; palamut; parpa; perki; pines; salyangoz; sardalya; sarpa; sinarit; sübye; süline; tırpana; tirhos; tirsi; torik; trakunya; trança; uskumru; zağanos; zargana.
Türkçede bunların yanı sıra, gündelik hayata dair, çeşitli kültür ilişkilerinden kaynaklanan, Hristiyanlıkla veya Rumların kültürel hayatı ile ilgili şu alıntılar da Rumca kökenlidir:

ablatya; afi; aforoz; aftos; agora; alay; anadut; anahtar; anason; angarya; apukurya; atlas; avlu; ayandon; ayazma; badya; baloz; balyos; balyoz; barlam; beze; bocurgat; bodrum; bre; bulada; buzuki; cımbız; cibre; çaça; çerez; çetele; çıngar; çıvgar; çiroz ; çopra; çotra; despot; difana; dikiz; dimi; dineri; dirgen; diyakoz; drahoma; düver; düziko; efendi; erganun; erkete; evlek; fantazya; fanti; fanya; fasarya; fava; fener; fıçı; fırça; fırın; fışkı; filar; filizî; filoz; fire; fiske; fistan; fiyonk; flurya; fol; foroz; frisa; futa; gamsele; gönder; gönye; güğüm; gümrük; helik; helke; herek; heyamola; hırbo; hora; horon; hoyrat; Hristiyan; huni; ığrıp; ırgat; ıspazmoz; ıstar; ızgara; ilistir; iskemle; ispati; ispit; istavroz; istif; işkil; işkine; kalavra; kalavrahane; kameriye; karamandola; karfiçe; kavanoz; kemere; kerata; kerevet; kerteriz; kıtipiyoz; kilise; kimüs; kirebolu; kiremit; kiremithane; kirizma; kodes; kofti; kokona; kokoreç; kolpo; konçina ; konken; konsolos; konsoloshane; kopanaki; kopil; körfez; köstere; kuka; kuka; kukla; kuklavari; kulp; kupa; kutu; küfe; külüstür; kümes; küstere; lalanga; lamba; lapa; lavta; likorinoz; limaki; limon; limoni; liturya; livar; lodos; lohusa; longoz; maça; malama; mamaliga; manastır; manav; mandar; mandepsi; mandıra; manita; mantarhane; marangoz; marangozhane; marda; martolos; masa; mastika; mastor; mastur; masura; matiz; matiz; mayıs; mazgal; mengene; metazori; mil; mitil; moloz; musandıra; nadas; nato; nodul; orya; ökse ; öreke; paçavra; palikarya; panayır; pantufla; papara; papaz; pasata; paskal; paskalya; paspal; pastra; patik; patrik; patrikhane; pavurya; paydos; pedavra; peksimet; pereme; pırpıt; piçuta; pide; pilaki; pisi; piskopos; piskoposhane; planya; poyra; poyraz; prostela; püsür; rembetiko; sakuleta; saloz; salya; samsun; sardun; sarpın; semer; sığla; sınır; sinagog; sinara; sirtaki; sirto; sistire; siya; soma; somata; somun; suma; susta; şayak; şinik; takoz; takunya; tarator; telfin; temel; tırpan; tirhandil; tonoz; trampa; tuğla; uzo; üsküf; üstüpü; üvendire; vaftiz; vaftizhane; vardela; varyos; vatoz; vernik; voli; vonoz; yakamoz; yalı; yeke; yortu; zelve; zifos; zigon; zoka.

(DEVAM EDİLECEK)

Mustafa Öner
(Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi)

III. Uluslararası Büyük Türk Dili Kurultayı, (Bilkent Üniversitesi-Lefke Avrupa Üniversitesi 25-28 Eylül 2008) Lefke Avrupa Üniversitesi Yayınları, 2008, 293-299.

Advertisements

About sooteris kyritsis

Job title: (f)PHELLOW OF SOPHIA Profession: RESEARCHER Company: ANTHROOPISMOS Favorite quote: "ITS TIME FOR KOSMOPOLITANS(=HELLINES) TO FLY IN SPACE." Interested in: Activity Partners, Friends Fashion: Classic Humor: Friendly Places lived: EN THE HIGHLANDS OF KOSMOS THROUGH THE DARKNESS OF AMENTHE
This entry was posted in GLOSSOLOGY and tagged , , , , , . Bookmark the permalink.

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s